Etiketler

, , , , , , , , , ,

  1. Merhabalar hocam, biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Ben Pınar Özgökbel Bilis. 1978 Berlin doğumluyum, Almanya’da çocukluk, genç kızlık dönemimi geçirdim. Daha sonra Türkiye’ye gelme fikri beni çok cezbettiği için 19 yaşımda Türkiye’ye geldim. Ege Üniversitesi Radyo-Televizyon ve Sinema bölümünü kazanarak geldim, çok isteyerek geldiğim bir bölümdü ve şu ana kadar da hiçbir pişmanlık duymadım bundan. Daha sonra lisans eğitimimi burada tamamladıktan sonra yüksek lisans, doktoramı yine Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde gerçekleştirdim. 2011 yılında doktor unvanını aldıktan sonra 2012 yılından itibaren bölümümüzde yardımcı doçent olarak görev yapmaktayım. İletişim Etiği, Medya Okuryazarlığı ve Topluma Hizmet Uygulamaları derslerini veriyorum. Bunun yanı sıra yine dışarıda gerekli talep geldiği zaman ilkokullarda, okullarda medya eğitimi alanında seminerler, eğitimler veriyorum.

murat1011

  1. Bölüm ve sektör hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Bölümümüz aslında tabii çağın çok ihtiyaç duyduğu, insanoğlunun varlığından itibaren kendini anlatabilme ya da birtakım bilgileri, fikirleri edinme açısından ihtiyaç duyduğu bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Medya keza en temel olarak iletişim kurma, iletişimi sürdürme çabası açısından. Dolayısıyla ben de bu mesleği seçerken çok bilinçli bir seçim yapmıştım. O zamanlar 19 yaşımda olmama rağmen gelecekle ilgili mutlaka medya sektöründe yer almam gerektiğini, bu alanda kendimi gerçekleştirebileceğime inancımdan dolayı da bölümü bilinçli olarak tercih etmiş sonra da bu bölümde kendimi ifade edebileceğimi görmüş biriyim. Medya ya da iletişim denildiği zaman benim kendimi uzmanlaştırmak istediğim alanın daha çok eğitim, medya eğitimi olduğunu fark ettim. Medya araçlarını kullanırken, kullanmadan önce onları iyi analiz edebilme, yorumlayabilme, bunları tekrar kendi fikirlerinizi beyan ederken nasıl kullanabileceğinizin yollarını öğrenme ve öğretme benim için önemli bir husus. Dolayısıyla çalışmalarımı da bu konuya kanalize ettim. Yine verdiğim derslerde, İletişim Etiği dersi belki çoğu kişi tarafından özellikle bu meslek alanında olmadığı ileri sürülüyorken neden böyle bir ders konulduğu tartışılıyor. Bu benim için çok cezbedici bir konuydu ve öğrencilerimize gerçekten de etik anlamda neler yapılması gerektiğini, nasıl bir duruşa sahip olunması gerektiğini, bu konuda tartışmaların ve yeni fikirlere ihtiyaç duyulduğunun bilincine varmamız gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla da iletişim alanında faaliyet göstermek isteyen, başarılı olmak isteyen her kişinin mutlaka bu hususları da tartışması, düşünmesi gerektiğini savunuyorum. Sektöre baktığımız zaman, evet, sanki iletişim fakülteleri ya da iletişim eğitimi verildiğinde sektör de çok farklı bir alanmış gibi gösteriliyor. Öğrencilerin en büyük şikayeti bu yönde oluyor. Biz burada öğrendiklerimizi sektörle ne kadar uyumlaştırabiliriz diye bakılıyor ya da bu konuda eksiklikler olduğunu tespit ediyoruz. Ancak şunu da bilmekte her zaman fayda var; tabii ki burası öncelikle eğitim alanı, burada düşüncelerin, fikirlerin tartışma platformu olarak fakültelerin görev alması gerekirken, sektörde maalesef belli başlı bir işin yapılması gerekiyor. Dolayısıyla sektördeki medya kurumları da özünde o işte ticari kaygıyla hareket eden mecralar oldukları için bizim de o çok idealize ettiğimiz aslında mesleki gereklilikleri yerine getirmede zayıflıklar gösterilebiliyor. Burada da belki en büyük sıkıntı akademi ve sektörün birbirinden kopuk olarak seyretmesi. Belki burada da bize çok büyük görevler düşüyor akademi olarak yani bu konuda birtakım protokollerin imzalanması, birtakım işbirliklerinin gerçekleştirilmesi ve sektörle birlikte hareket etme gerekliliğini belki de yapacağımız etkinliklerle daha sık bir halde ortaya koymamız gerekiyor. Ki gerçekten piyasanın o istediği öğrenci profili ya da çalışma profilini ortaya koyabilelim ama aynı zamanda bu sektörü de ileriye taşımamız gerekiyor. Burada yine görev biz akademisyenlere düştüğüne inanıyorum ben. Yani oradaki çalışanların, evet, şu an herkesin şikayet ettiği medyanın şu anki durumundan daha iyiye götürülmesi adına nasıl bir düşünsel platform yaratılması gerektiğine de bizlerin çözüm getirmesi gerektiğine inanıyorum. 

  1. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Fakültemi çok seviyorum. Gerçekten ben burada büyüdüm. Ege zaten çok büyük bir geçmişi, tarihi olan bir üniversite. Sıkıntıları var tabii ki, çok büyük bir üniversite olduğu için gerekli bütçe ayrımlarından gerekli payımız belki düşmüyor olabilir. Teknik altyapı olarak eksiklerimiz olabilir ancak yine de buradaki varlığıma, 20 yıllık sürece baktığımda geçmişten günümüze gerçekten çok yol katettiğini düşünüyorum. Daha önce piyasadan ya da kökeni iletişim olmayan hocaların varlığı daha çokken artık bu alanda yetişmiş, uzmanlığını almış kişilerin burada bulunması, derslere girmesi durumu söz konusu. Çünkü sıralardan artık biz, evet, kürsüye doğru bir sıçrama yaptık, bir yandan oradaki sıkıntıları biliyoruz, öğrenci olarak burada vardık, öğrencilerin beklentilerinin ne olduğunu, düşüncelerini, umutlarının ve hayal kırıklıklarının ne olduğunu biliyoruz ve bu konuda kendimizi kanalize etme şansını da görebiliyoruz. Bunun dışında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, Türkiye çapında tabii ki önde gelen iletişim fakültelerinden biri. O yönden bağlantıları, sektörle yine en yakın işbirliği olan fakültelerden biri diğer fakültelere baktığımız zaman Türkiye genelinde. Tabii alması gereken yolu var daha. O yönden bizlerin daha çok çalışması gerektiğine de inanıyorum ben. Bunun yanı sıra bulunduğu kent itibariyle de Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi bir ayrıcalığa sahip diye düşünüyorum. Gelen öğrencilerimizin ister kendi İzmirli olsun ya da İstanbul’dan, Anadolu’dan gelenler hakikaten bu kentin o dokusuna kendilerini çok kolay adapte edebiliyorlar, kendilerini ifade edebildiklerini görebiliyoruz. Öğrenci şehri olarak, öğrenciye de o yönden daha sıcak bir yaklaşımın olduğunu görebiliyoruz. Dolayısıyla da ‘Egeli’ olmak, ‘Ege İletişimcisi’ olmak gerçekten bir ayrıcalık diye düşünüyorum.

  1. Öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir?

Her zaman şunu savunuyorum; tabii ki üniversite bambaşka bir mecra. Bu noktada belki de yurt dışında yaşamış olmanın, oranın eğitim sisteminden gelmiş olmanın, o farklı bakış açısına sahip olmanın da etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum. Üniversiteyi ben, ‘öğrencilerimizin elinden tutup, işte seni hazırladım, hadi bakalım uçuruyorum artık mesleğinde her şeyi yapabilirsin’ olarak görmüyorum. Bir tıp fakültesi öğrencisi gibi olmayacak bizim öğrencimiz. Burada belki akademinin %30’luk bir yol gösterici konumu varken, en büyük iş yine öğrencinin kendisine kalıyor. Yani kendini yetiştirmesi, geliştirmesi, sadece buradan alacağı değil kendisinin de katması gereken birçok unsurun olduğunu her zaman göz önünde tutması gerekiyor. Biraz önce bahsettim; maddi imkansızlıklar, teknik yetersizliklerimiz var. Dolayısıyla bu eksiği gidermek üzere kendisinin yine büyük bir çaba göstermesi gerektiğini söylemem gerekiyor. Bizler her zaman tabii ki öğrencimizin yanındayız, ona yol göstermeye hazırız, onun donanımı için elimizden geleni yapmaya hazırız ancak öğrenci de maalesef burada tamamen 4 yılın sonunda mezun olduktan sonra işler beni bekliyor düşüncesi ile gelmesin. O düşünce hiç olmasın çünkü yine meslekte ve sektörde yer edinmesindeki en büyük payı kendinde bulmak zorunda.

Yrd. Doç. Dr. Pınar ÖZGÖKBEL BİLİS’e Teşekkür Ederiz.

Yazarlar:

Meryem KÜÇÜKOĞUL

Gizem KOCAAĞA

Nesibe ERİM

Editör:

Murat Kahraman

Reklamlar