Etiketler

, , , , , , , , , , , ,

muharrem1011

  Algılar siyasi kararlarımızdan ürün tercihlerimize kadar hayatın her alanında karşımıza çıkan önemli bir etken. Tüketiciler karar verme süreçlerinde çoğu kez bilerek ya da bilmeyerek en son  kararı algılarına güvenerek verirler. Karar verme sürecinde bu kadar önemli bir etken olan algılar kuşkusuz markalar içinde vazgeçilmez bir öneme sahip. Bu süreç o kadar önemli ki, sadece tüketici satın alma  sürecindeki yorumlarımızı değil, satış önceki ve sonrası bütün yorum ve davranışlarımızı da etkiliyor.

  Algı yönetimi adından da beli olabileceği üzere; algının bir şekilde yönetilmesi ya da yönlendirilmesi ya da şekillendirilmesi anlamına gelir. Hedef kitlenin görüşlerini etkileme aktivitesi olarak da bilinmektedir. Algı yönetimi, kimilerine göre belirli kitleleri kendi çıkarlarına doğru harekete geçirme olayıdır. Kimilerine göre de bir pazarlama aracı olarak kullanılmakta olan bir anlayıştır. Algı kavramını ve algıyı yönetmek aynı zamanda iletişim sistemini yönetmektir. Yani iletişimde algı kavramı bir araç niteliği taşımaktadır.

  Peki ama kim yönetiyor algılarımızı? Bu sorunun cevabını  ‘herkes’ olarak vermek mümkün. Birey olarak iletişimde bulunduğumuz herkes ve her şey kendi lehine bir değişim başlatmak için algılarımızı hedeflemektedir. Ama daha yoğun kullananlara örnek vermek gerekirse, devletler, siyasi partiler ve markalar.

  Markalar açısından bakıldığında “marka yönetimi eşittir algı yönetimi” düşünülmektedir. Pazarlama iletişiminde algı yönetiminin en etkili silahlarından biri reklamdır. Reklamlar, markanın hedef kitle tarafından nasıl algılanacağının belirlenmesi için çalışır. Her gün karşılaştığımız reklam panoları, telefonumuza gelen iletiler, televizyon reklamları algılarımızı yönetmeye çalışmaktadır. Örneğin bir bebek bezi reklamında kahkaha atan bebeklerin olması, ürünü kullanan bebeklerin mutlu olacakları algısını oluşturmayı hedeflemektedir.

  Markalar da insanlar gibi kişilik özelliklerine sahiptir Mesela  Pepsi canlı, genç, neşeliyken Coca-Cola aile odaklı, içten ve özgün bir marka kişiliğine sahip. Bu marka kişiliği, markanın bütün iletişimini etkileyebilen önemli bir etken.  Bu yüzden bir marka için marka kişiliğini tüketiciye tam olarak yansıtabilmek, bu algıyı yaratabilmek hayati bir önem taşır. Markanın sahip olduğu (yada sahip olduğunu düşündüğü) marka kişiliği tüketicinin algıladığı marka imajıyla uyuşmuyorsa marka için ciddi bir sorun var demektir. Marka bu süreci yönetemez ve tüketici nezdinde olumsuz bir algıya sahip olursa maddi ve manevi anlamda zarar görecektir. Bu yüzden markalar tüketicinin kendileri hakkında algılarını araştırma ve anketlerle iyi belirlemeli ve çıkan veriler doğrultusunda iletişim çalışmaları yapmalıdır. Yapılan bu iletişim çalışmalarında başarıya ulaşmak için geleneksel mecraların kullanılmasının yanında çalışanları ve paydaşları da içine alan 360 derecelik bütünleşik bir iletişim gerekmektedir. Ayrıca markalarda algı yönetimi için önemli olan bazı seçenekleri şöyle sıralayabiliriz: Hedef kitlenin kültürü, değerleri ve tutumlarını göz önünde bulundurmak, mesajın yalın, anlaşılır ve net  olması, görsel öğelerin ön plana çıkarılması…

  Markalarda algı yönetimi dendiğinde akla gelebilecek en önemli örneklerden biride ünlü alman perakende devi Aldi’dir. Avrupa’nın herhangi bir yerinde bir Aldi mağazasına girdiğinizde dikkatinizi çeken ilk şey mağaza düzeni ve kasiyer kıyafetlerinin çok sade ve gösterişsiz olduğudur. Bu kadar büyük bir perakende devinin neden göze hoş gelen, gösterişli bir görünümü tercih etmeyip böyle bir strateji izlediğini araştırdığınızda karşımıza çok ilginç bir gerçek çıkar. Aldi yaptığı bir araştırmada Avrupalı  tüketicinin “mağaza içerinde var olan lüksün fiyatlara yansıdığı” düşüncesine sahip olduğunu gördü. Bu yüzden Aldi bütün mağaza ve personelini gösterişten uzak sade bir tarzda sundu. Bu politikayla, tüketici Aldi’nin ucuzluk politikasının ürünlerin kalitesinden değil benimsediği “tutumlu olma” felsefesinden kaynaklandığına inandı. Kısaca Aldi başarılı algı yönetimiyle kaliteyi en uygun fiyata sunma’ vaadini tüketicinin beynine kazıdı.

muharrem1012

  Sonuç olarak, çevrenizde gördüğünüz her reklam panosu, izlediğiniz her film/dizi, her broşür veya afiş, dinlediğiniz her müzik, okuduğunuz her kitap, konuştuğunuz her kişi sizin algınızı yönetmeye çalışmaktadır. Bu algı yönetimini karşıdaki insan çoğu zaman bilinçli olarak yapmaz. Ancak  insan varsa, iletişim vardır. İletişim varsa algı vardır. Yani insan varsa algı da olmak zorundadır. İşte algınızın bu kadar değerli oluşu ve çevredeki her şeyin sizin algınızı yönetmeye çalışmasının sebebi budur.

  Son olarak konuyla bağlantılı Steve abimizin de dediği gibi; “İnsanlar çoğunlukla siz onlara gösterene kadar ne istediklerini bilmiyorlar.”

Yazan:

Evrim Özcan 

Kaynakça:

http://www.dunya.com/ozel-dosya/degisim-yelpazesi/duygularinizi-uzaktan-biri-mi-kontrol-ediyor-haberi-250792

https://www.google.ch/search?q=aldi+market&safe=active&espv=2&biw=1366&bih=662&source=lnms&tbm=isch&sa=X&sqi=2&ved=0ahUKEwiV5ITvlJXRAhWFwBQKHShLAncQ_AUIBigB#safe=active&tbm=isch&q=aldi+market+cassier&imgrc=PLxXpJ6jZUGR-M%3A

http://www.whatoz.com/algi-yonetimi-nedir/

http://perakendevitrini.com/algi-yonetimi-ile-satislar-nasil-artar/

Editör:

Muharrem ATA

 

 

Reklamlar