Etiketler

, , , , , , , , , , , ,

  1. Merhabalar hocam, kendinizden biraz bahsedebilir misiniz?

2006 yılından beri Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünde görev yapıyorum. 2000-2006 yılları arasında özel sektörde çalıştım. Yaratıcı ekip ile ilk işe başladım çünkü reklamcılığa çok fazla ilgi duyuyordum öğrencilik yıllarımdan itibaren. Reklamcılık ile başladım, 6 yıl yaratıcı yazarlık yaptım. 2000-2006 yılları arasında özel sektörde çalışırken Ege Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimim devam ediyordu. Hayalim son sınıftan itibaren akademisyenlikti. 2010 yılında da doktora eğitimimi tamamladım. 2010 yılından sonra da 2014 yılında yardımcı doçent ve sonrasında doçent unvanını aldım. Pazarlama, marka yönetimi, sosyal medya çalışma alanlarım.

 Derslerde lisans düzeyinde; Pazar ve Tüketici Araştırmaları, Medya Araştırmaları ve Planlama, Kriz Yönetimi, Halkla İlişkiler Ortamları ve Bütçeleme derslerini veriyorum. Yani lisans düzeyinde mesleğin doğrudan sahaya yönelik uygulama alanı ile ilgili derslerimin ağırlıkta olduğunu söyleyebilirim. Lisansüstü düzeyde ise; Yöntembilim araştırma ağırlıklı, lisansüstüne uygun bir biçimde öğrencilere araştırma becerisi kazandırma hedefiyle çalışmalarım devam ediyor.

  1. Bölüm ve fakülte hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Fakültenin köklü bir tarihi var. Biliyorsunuz şu an Türkiye’de çok sayıda iletişim fakültesi var ve bunlar içinde Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu düşünüyorum. Bu akademik camiada da bilinen, özellikle de akademisyenleri ve akademisyenlerin ürettikleri yayınlar ve aldıkları ödüllerle iletişim fakülteleri arasında ayrıcalıklı bir yerde fakültemiz. Ağırlık İstanbul’daydı yani on yıl öncesine gittiğimizde İstanbul ve Ankara ekoldü. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi ve bizim bölümümüz özeline baktığımızda işletme kökenli olması bir ayrıcalık katıyordu çünkü bölümü kuran ve bölümde ilk ders veren hocalarımız hepsi işletme kökenlidir. Dolayısıyla iletişimi işletme perspektifinden yorumlayarak öğrendik. Benim mezun olduğum dönem özellikle ders içerikleri ve ağırlıkları da bu yöndeydi. Onun dışında zaten sektörde bizden mezun biliyorsunuz özellikle son yıllarda radyo, televizyon ve sinema alanında başarılı yönetmenler ya da yazarlara rastlamak da çok hoş, gurur verici gelişmeler.  Bunun dışında yine son yıllarda kendi bölümümüz adına lisansüstü eğitim ve akademide öğretim üyelerinin araştırma sürecinde kendini ciddi anlamda geliştirdiği bir bölümüz biz. Bölüm olarak ders programı ve içeriklerine baktığımız zaman bizim öğretim üyelerimizin çok geniş bir yelpazeden geldiğini görüyoruz pek çoğunda sektör deneyimi var. Ders kitapları, akademik araştırmalar kesinlikle çok önemli ama bunu sektördeki uygulama ve örneklerle birleştirip dersleri zenginleştirmek lisans düzeyi için oldukça önemli diye düşünüyorum. 4 yıllık eğitim planını incelediğimizde size ilk 2 yılda temel düzeyde bir iletişim öğrencisinin sahip olması gereken bilgiler verildi. Son 2 yılda ise uzmanlaşmaya, mesleğe ve sektöre yönelik bir eğitim söz konusu.  Bu anlamda da doğru bir planlaması var bölümün, bu nedenle de öğrencilerimizin şanslı olduğunu düşünüyorum.

mine91

  1. Sektör açısından halkla ilişkiler ve tanıtım bölümüne nasıl bakıyorsunuz?

Sektör ile ilgili deneyimi olan bir insan olarak sektörün en büyük sıkıntısı tek bir şehirle sınırlandırılmış bir görünüme sahip olması. Görünüm diyorum çünkü bu işin kalbinin İstanbul’da attığını zaten görüyoruz. Rekabetin yoğun yaşandığı serbest piyasa ekonomisi içinde nerdeyse tüm üretici firmaların merkez ofisleri İstanbul’da biz de halkla ilişkileri o örgüt şemasında üst yönetime yakın bir yere koyduğumuz için dolayısıyla Türkiye’nin farklı yerlerinde üretim tesisleri olsa bile pek çok ulusal ve uluslararası firmanın temel yönetim ofisleri İstanbul. Bu marka ya da kurumların da çalıştığı ajanslar yine markalara yakın olmak istedikleri için İstanbul’da. Son 8 yıldır dijital ajansların yükselişi gündemde. Doğası itibariyle herhangi bir yerden hizmet verebilmesi mümkün olmasına rağmen dijital ajansların da yoğunluğu yine İstanbul’da bu da merkeze ve markaya yakınlıkla ilgili bir durum, ikincisi; basın orada mesleğimizi basından ayrı tutmak mümkün değil. Tüm bu merkez ve yapılanma İstanbul’da olduğu için sektör İstanbul’da bu yüzden İzmir’de olmak birinci dezavantajımız.

İkinci dezavantajımız ise; mesleğimizde bir diploma şartı aranmaması. 6 yıl boyunca özel sektörde çalıştım ve hiçbir yere diploma teslim etmedim. Böyle bir istekle de karşılaşmadım. Çalıştığım birçok markada da ürün yöneticisi ve marka yöneticilerin, bir gıda firmasıysa eğer gıda mühendisi olduğunu gördüm. Ama yaptıkları iş mühendislik süreciyle ilgili değildi yaptığı iş marka konumlandırmak, markanın tüm pazarlama iletişimi faaliyetlerini planlamak, yürütmek ve ajansla ilişkileri sürdürmek vb. Bizim iletişim fakültesinde verdiğimiz eğitimi sektörde farklı bölümlerden mezun olan insanların uyguladığına şahit oldum. Özellikle ürün yöneticiliği ve marka yöneticiliği kısmında ilgili markanın doğasıyla alakalı mühendislik dalını istihdam ediyor işletmeler. Uzmanlık alanımızın netleşmemesi ile birlikte piyasada sadece Halkla İlişkiler ve Tanıtım mezunları bu işi yapabilir gibi bir düzenleme yok. Bir yandan da mesleğin doğası bunu gerektirmiyor aslında bir yetenek işi…Eğitim içeriği onları hem sektöre yetiştirmeye, hem de akademiye yerleştirmeye yönelik tasarlanıyor ama iletişim kurabilmek kesinlikle yetenek işi. Marka yönetimi anlamında baktığımızda bu strateji ve stratejik düşünme biçimiyle ilgilidir. Bunun için pazarlama bileceksiniz, iyi araştırma yapabileceksiniz, sektörü analiz edebilecek, rakipleri görecek ve temelde pazarlama hedefleri doğrultusunda iletişim hedeflerinizi oluşturup bu stratejileri yaşama geçirebileceksiniz. O zaman halkla ilişkiler uzmanı pazarlamayı, pazarlama ve üretim raporlarını okumayı bilecek, nitel ve nicel araştırma süreçlerine hakim olacak. Bunun yanı sıra son 8 yılda sosyal medyaya yönelik uzmanlık da beklenmekte dolayısıyla donanımları sürekli çağa uygun hale getirmek gerekiyor. Fakat bunları iletişim mezunu olmayan ve bu alanlarda başarılı olabilecek, özel eğitimler alarak yürütebilecek başka fakülte mezunları da yapabiliyor.

Birincisi bir yasal düzenleme yok ikincisi bu meslek dalı eğitim, kişisel yetenek ve ilgi alanlarıyla çok bağlantılı bu noktada da mezunlarımızın bir farklılık yaratabilmek için çaba harcamaları gerekiyor.

  1. Bölüm öğrencilerine tavsiyeleriniz nelerdir?

Mezun arkadaşlarımız entellektüel gelişimlerine devam etmek zorundalar. Gündem takibi yapabilerek farklı kaynaklardan faydalanabilmelidir artık sadece Türkiye gündemi ile sınırlandırmıyoruz Dünya gündemini takip etmek, eğilim ve akımları takip etmek, kendi ülkenizin konumu hangi noktalarda hangi ülkelerle bağlantısı var, tüketici pazarı nereye gidiyor, gençlik nereye gidiyor, dünyanın sorunları ne, dünya siyasetine yön veren ülkelerdeki gündem ne? Çünkü siyaseti ve ekonomiyi ve bu ekonomi içinde faaliyet gösteren uluslararası işletmeleri bu üçlüyü birbirinden ayıramıyorsunuz daha üst düzey bir politika hakkında fikrinizin olması gerekiyor. Entelektüel bir gelişim için iyi bir yabancı dilinizin de mutlaka olması gerekiyor. Bunların yanında merak duymak, her şeyi okumak, fikir sahibi olmak fakat her verilen bilgiyi de doğrudan almamak sorgulamak, eleştirerek karşıt tezini geliştirecek bir bakış açısına sahip olmak gerekiyor.

Yeni iletişim teknolojileriyle iç içe olmak zorunlu, önceden takip edebilmek, uygulamaları bilmek. Çünkü artık dijital kampanyalar yaşama geçiyor, bu ortamı bu mecranın özelliklerini bilmeden siz o kampanyayı tasarlayamazsınız. Yani işin her yerinde sürekli kendini geliştirme var.

Türkiye’nin her ilinde üniversite olduğunu düşünürsek genç nüfusumuz çok fazla ve üniversite mezunlarımızın sayısı artıyor. Bir de diplomamızın bir sınırlaması yok dedik o zaman çok fazla rakibimiz olacak bu nedenle lisansüstü eğitimde bu bir adım öne geçmeye yardımcı olacaktır. Bir de fırsatınız olursa yurtdışı deneyimi, başka kültürleri tanımak çok önemli . Burs programlarını da araştırın lisansüstü eğitimde bu yolu size biraz daha açıyor çünkü. TÜBİTAK’ın da bir takım bursları destekleri olabiliyor, Erasmus bunun için muhteşem bir uygulama bence diğer kültürleri tanımak, o kültüre dokunmak, deneyimlemek, insanları izlemek hiçbir şey yapmadan şehrin meydanındaki bir bankta oturarak 2-3 saatlik bir gözlem bile yapsanız, insanlar işe nasıl gidiyorlar, insanlar spor yapıyorlar mı, neler okuyorlar, boş vakitlerini nasıl değerlendiriyorlar, aile yapıları nasıl hepsi çünkü işimiz insan bu noktada başka kültürleri de deneyimlemek çok önemli bence. Bunlar mutlaka cepte olmalı diye düşünüyorum mezunlar açısından ve eleştirel düşünce çünkü mesleğin olması gerektiği noktalardan bir tanesi de sizde kurum tarafından dayatılmış bir takım politikalar var ve o politikaları yaşama geçirmek üzere iletişim stratejisini oluşturuyorsunuz ama bu her zaman doğru olmayabilir. Bu noktada eleştirebilmek, doğruyu yanlışı görebilmek, yanlışın neden yanlış olduğunu anlatabilmek, bu sizi farkı kılacak noktalardan birisi hem cesaret istiyor ama emin olun ki kurumlar da cesur, yaratıcı, farklı düşünebilen kişilerle çalışmak istiyorlar. Çünkü yaratıcı düşünce tekniklerine sahip olmak demek hem sizin iş süreçlerinize yaratıcı çözümler üretmeniz anlamına geliyor çünkü günümüzde rekabetin anahtarı fark yaratmak diyoruz ama o farkı yaratacak olan kişi sizsiniz. Yani daha işinizi uygularken farklı düşünce şeklinizi, taktiklerinizi, eleştirilerinizi dile getirmek bence önemli ve birbirine benzeyen büyük bir kitle içinde sizi farklılaştıracak, farklı bir konuma yerleştirecek bir nitelik. Bu yüzden eleştirel düşünce becerisi ve yeteneğini aynı zamanda farklı yaratıcı düşünme şekillerine zorlamanız gerekiyor zihinlerinizi iş hayatında başarılı olabilmek için.

Üniversite hayatı sadece notların AA olması ve okuldaki başarı üzerine kesinlikle kurulmamalı. Hayatınızı besleyin, hayatınızı renklendirin ve bir daha yaşamınızda bu kadar rahat olabileceğiniz bir döneminiz olmayacak mezun olduktan sonra. Birincisi; farklı baskılar olacak yani mezun ve iş arıyor olmak daha baskılayıcı bir süreç. Öğrenciyken sizden bu beklenmiyor ama öğrenciyken yabancı dil kursları çok önemli dedik olabiliyorsa yurt dışı deneyimi çok önemli dedik, hocalarla yayın yapmak çok önemli, bunun dışında STK üyelikleri benim çok önemsediğim bir alan yani hayata dokunmanın yollarından birisi de bu. Bir yerden toplumsal hayattaki aksaklıklara dokunacağınız bir kanal olsun çünkü bizler bu kapasitede ve bu toplum için bunu yapabilecek, yapması gereken insanlarız her şeyden önemlisi. Hobiniz olsun, emin olun bu hobiler size iş yaşamında da farklılaştıracak ve o farklı düşünme yöntem ve tekniklerine de sizi yöneltecek. Sadece tüketmek üzerine değil üretmek üzerine de bir hayatınız olsun ve bu üretim maddi bir üretim olmak zorunda değil. Fikirde farklılaşarak, yaratıcı bir düşünce şekli ile yani söz konusu sokak hayvanlarına yardım etmekse bununla ilgili yaratıcı, farklı bir düşünce de bir üretim biçimidir. Belediyelerle, yerel yönetimle, STK’larla halka dokunarak yine iletişim mesleği olarak halkla, insanlarla iç içe olmak iletişim halinde olmak, ve merak etmek size önerebileceğim şeyler.

Doç. Dr. Mine YENİÇERİ ALEMDAR’a Teşekkür Ederiz.

Yazarlar:

Meryem KÜÇÜKOĞUL

Gizem KOCAAĞA

Nesibe ERİM

Editör:

Murat Kahraman

 

Reklamlar