Etiketler

, , , , , , , , , , , ,

THE JONESES

   Tam da günümüzü yansıtan komedi-dram tadında kapitalizm köleliğini işleyen bir film desek herhalde yanlış olmaz. Sizler için bu hafta seçtiğimiz film, 2010 yılında vizyona girmiş olan ‘The Joneses’.

   Şöyle bir düşünelim…

   İhtiyacımız olmadan aldığımız ne kadar çok şey vardır değil mi? Hadi bunu örneklendirelim. Dolabımız giysilerle dolu olduğu halde ‘giyecek bir şeyimiz yoktur’. Neden peki? Modası mı geçti bu kıyafetlerin yoksa artık kimse giymiyor mu bunları? Ya da başka bir örnek cep telefonu. Üst bir modeli çıktığında onu alma ihtiyacı duyarız. Aslında ihtiyacımız yoktur. Ama bu duyguyu en derinden hissederiz. Çünkü içinde bulunduğumuz sistem bizi tüketime teşvik etmektedir. Ve bu konuda verilebilecek daha birçok örnek vardır.

   Film de aslında tam bu noktadır. Tam da bu konuyu işler. Zengin ve özel sitelerin bulunduğu bir mahalleye yeni bir aile taşınır. Bu aile ‘Jones’ ailesidir. Steve ve Kate Jones mükemmel bir çift, çocukları ise her ebeveynin isteyeceği ideal çocuklardır. Evleri son modaya uygun eşyalarla döşendiği gibi kendi kılık kıyafetleri de kullandıkları arabalarda son modadır. Dışarıdan mükemmel görünen bu aile, iç yüzünden bakıldığında hiçte böyle değildir. Çünkü bu aile gerçek bir aile değil bir pazarlama şirketinin çalışanlarıdır. Kullandıkları ürünlerin canlı olarak reklamını yapmaktadırlar. Tabi durumdan habersiz komşuları bu aileye hayrandır ve Jones ailesiyle lüks yarışına girerler. Pazarlama şirketinin de amacı zaten budur.

   Filmde insanlar sadece, aile lüks ürünlerin reklamını yaptığı için bu ürünleri satın almazlar. Örneğin Steve Jones; zengin, yakışıklı, karizmatik, güzel bir eşe sahip, aynı zamanda iyi bir baba yani tam olarak “Olmak istenilen erkek” ayarındadır. Steve Jones ’un arkadaşlarının Steve Jones ’da gördüğü ürünleri almasının bir nedeni de budur. Çünkü burada yapılan reklam ürünün işlevine yönelik değil, o ürüne sahip olduğun zaman sahip olacağın kişiliğe yöneliktir. Nitekim filmde de “yaşam tarzı” sattıkları açık bir şekilde vurgulanır.

   Markalar, insanlara statü ve duygu tatmini sağlar. Buna bağlı olarak aslında ihtiyacımız olmayanı ihtiyacımız varmış gibi algılarız. Ve bunun nedeni ise kapitalist sistemdir. Kapitalist sistemin en büyük gayesi kar elde etmektir. Ürünlerini satmak için çeşitli pazarlama sistemleri, reklamlar vs. kullanır. Yukarıdaki filmde de bunun bir örneği anlatılmaktadır.

   Yazımızı, yukarıda bahsettiklerimizle ilgili olarak filmde yer alan Summer adındaki karakterden bir alıntıyla sonlandıralım;
“O ev, o yemek takımı için adam öldürebilirim.”

OTOMATİK PORTAKAL

   Anthony Burgess‘in en iyi eserlerinden biri olan Otomatik Portakal,  1960’lı yılların modernleşme çabalarının ortaya çıkardığı toplumsal sorunları ve bu sorunların baskılarla durdurulmaya çalışılırken daha büyük sorunları doğurmasını genç Alex üzerinden anlatır.

   Kitap aynı zamanda 1971 yılında Stanley Kubrick tarafından beyaz perdeye aktarılmış.

   Direkt şiddet, gasp, uyuşturucu ve madde bağımlılığı, tecavüz gibi suçlara karışmış 4 gençten birinin (Alex) yakalanmasıyla suç ve suça karşı devletin kullandığı yöntemleri gözler önüne seriyor.

   Alex kendisi için normalleşmiş olan suçlardan birini işlerken yakalanmış ve hapishaneye girmiştir, bundan sonra hapishaneden kurtulmak ve ceza indirimi alarak bir an önce dışarıya çıkmak için kurallara uymak zorunda kalır.

   Çok geçmeden uslu çocuğu oynayan Alex için bir umut ışığı doğar. Devlet suçlular için bir rehabilitasyon programı hazırlamıştır.

   Suçluları topluma tekrar kazandırmak için hazırlanan bu beyin yıkama programı Alex üzerinde başarılı olsa da bir süre sonra ülkede siyaset kavgasına dönüşür.

   Bu psikolojik programla Alex ’in şiddete karşı tepkileri zayıflatılmış, şiddetle ilgili karşılaştığı her durum midesini bulandırmaya başlamıştır. Ama en büyük sorun devletin toplumsal değerleri korumaya çalışırken bireylerin öz savunma haklarını ellerinden alması olur.

   Alex artık suç işlememekle birlikte kendisine karşı işlenen suçlara karşı koyamaz hale de gelmiştir. Üstelik Alex sadece bireysel suçluların değil devlet politikalarından şikayetçi olan herkesin hedefi olmuştur. Devlet politikalarının başarısızlığını göstermeye çalışan gruplar ve devlet arasında kalan Alex bireysel kimliğini tamamen kaybetme noktasına gelir.

Yazarlar:

Sevil Karaman

Sibel Beken

Özenç Kaya

Reklamlar