Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , ,

      Reklam ve tanıtım hakkında pek fikri olmayan veya reklamların yol açabileceği küresel etkilerden bihaber olan kişilerin kullanmaktan hiç çekinmediği bir sözdür “Reklamın iyisi kötüsü olmaz.” cümlesi. Gelin, öncelikle bu sözün nasıl ortaya çıktığına bir bakalım.

rek411800’lü yıllarda yaşamış olan Phineas Taylor Barnum isimli bir iş adamı, işlettiği sirkle ilgili sürekli yalan haberler ve aldatmacalar yapmakta, bunları basına servis etmektedir. Sirk yıldızlarının yalandan evlilikleri[1], zamanında George Washington’a hizmet eden Siyahî hizmetkârın 160 yaşında olduğu(öldüğünde yapılan otopside 80 yaşında olduğu[2] ortaya çıkmış) gibi düzmece bir sürü olayı dedikodu olarak yayar ve gazetelere isimsiz mektuplar yazarak gönderir. Böylece söyledikleri doğru da olsa yanlış da olsa gazetelerde yayınlandığı için sirkinin reklamını yapmış oluyordu. Bunları da kendisinin sözü olan “Reklamın iyisi kötüsü olmaz.” Felsefesi çerçevesinde yapmıştı. Barnum, teknolojinin, görsel ve basılı medyanın yok denecek kadar az olduğu o günlerde belki haklıydı ama günümüzde bu felsefe işlerliğini yitirmiştir. Artık hiçbir şirket “Ben ismimi insanların akıllarına kazıyayım da iyi mi kötü mü olduğu beni ilgilendirmez.” diye bir düşünceye sahip değil. Çünkü artık ezeli bir rekabet var. Şirketler, markalar tüketicinin aklında en iyi şekilde yer almaya ihtiyaç duymakta. Dolayısıyla günümüzden düşünce sistemlerinin de bu denli geliştiğini göz önünde bulundurursak reklamda kampanyasında yapılan ufak bir hata bile şirket için çok kötü sonuçlar doğurabilir. Kötü niyetle olmasa dahi yapılan bir hata feminist örgütleri, hayvan hakları savunucularını, çevre problemlerine duyarlı kimseleri harekete geçmeye sürükleyebilir dolayısıyla markanız bir kesimin “düşmanı” olduğu gibi toplumun büyük çoğunluğunda da kötü bir imaj yaratır.

       Gelelim reklamın son yıllardaki parlayan yıldızı viral reklamlara. Viral pazarlamanın faydalarına, neden günümüzde büyük-küçük demeden birçok markanın bu yöntemi tercih ettiğine daha önceki yazılarımızda değinmiştik. Bu yöntem maliyetinin düşük olması ve tüketicinin farkında olmadan markanızı tanıtması açısından bakıldığında oldukça cazip gözükse de uygulama kısmında dikkat edilmesi gerek bir takım hususlar var. Öncelikle tüketiciye kesinlikle markanın tanıtımının yapıldığı hissettirilmemelidir. Tüketici izlediği videoda, gördüğü fotoğrafta veya okuduğu bir kitapta o markanın orada tesadüf eseri bulunduğunu düşünmelidir. Aksi takdirde kandırılmaya çalışıldığını düşünüp markaya veya ürüne karşı antipati beslemeye başlayacaktır.

rek42Örneğin 2016 Avrupa Kupası sırasında sosyal medyada çok sık paylaşılan “Türkiye Hırvatistan Maçında Sinirden Televizyonu Kıran Adam” isimli videoya bakalım.[3] Videonun özeti şöyle; kadın maç esnasında kendisini kötü davranan eşine sinirlenip bir programla sürekli televizyonu kapatıp açarak eşinin maçı izlemesini engeller, bunun üzerine maçı izleyemeyen sinirli laptopu televizyonu parçalar, sinir krizi geçirir. Buraya kadar her şey normal, fakat adam televizyonu parçalamadan saniyeler önce ekranda bir bahis sitesi ismi gözükür. Ee, hani maç izliyorduk ? Şimdi bahis sitesi ne alaka ? İşte bu reklamı öyle alakasız, öyle olmaması gereken bir yere yerleştirmişler ki video paylaşılmaya başladıktan çok kısa süre sonra bunun viral reklam olduğu ortaya çıktı, dolayısıyla yeterli kitleye ulaşılamadan paylaşımlar son buldu.

       Sosyal medyadaki en başarılı viral uygulamalarından biri olan “Eski Sevgilisinin Eşyalarını Satıyor”[4] videosu ise adeta bu alanda bir ders niteliğinde. Eski sevgilisinin kendisini en yakın arkadaşıyla aldattığını öğrenen Fulya isimli bir kadın eski sevgilisinden intikam almak için kendileri için özel ve pahalı olan birkaç eşyayı gittigidiyor.com adlı alışveriş sitesinde 1 Liraya satacağını söylüyor. Bu videoda markanın ismi o kadar güzel yerleştirilmiş ve tüketicinin dikkati farklı bir yöne öyle bir çekilmiştir ki kimse bu videonun reklam olup olmadığını sorgulamadan siteye girip Fulya’nın satışa koyduğu ürünleri aramıştır.

      Sonuç olarak viral pazarlamanın az maliyet gerektirmesine ve kolay uygulanabilir olmasına vurulup “Hadi hemen bi’ viral video çekelim, tüketici hemen bunu paylaşsın” demek çok mantıklı olmayacaktır. Önce konunun derinlemesine araştırması ve analizi yapılmalı, ardından profesyonellere danışılıp öyle harekete geçilmelidir.

      Bu haftaki yazımızın da sonuna geldik. Haftaya irdelediğimiz yeni bir konuda görüşmek üzere, sağlık ve sevgiyle kalın…

Yazarlar:
Atilla BİLGİ

Bilgehan ALTUNTAŞ
Oğuzhan GÜÇLÜ
Tuğçe BEYDOĞAN
Tuğçe COŞGUN

Kaynakça:

[1] http://www.omerfarukozgur.com/reklamin-iyisi-kotusu-olmaz-demeyelim-olur

[2] https://eksisozluk.com/p-t-barnum–1695962?nr=true&rf=p%20t%20barnum

[3] https://www.youtube.com/watch?v=1k1CDJXpEMk

[4] https://www.youtube.com/watch?v=qMKfXf2yah0

 

 

Reklamlar