Etiketler

, , , , , , , , , , ,

Merhabalar hocam, biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

   Radyo-Televizyon ve Sinema bölümü, Fotoğraf ve Grafik ana bilim dalında yardımcı doçent doktorum. Aynı zamanda şuan bölüm başkan yardımcısıyım. Lisansım, yüksek lisansım ve doktoram buradan. 2000 yılında lisansıma başladım, 2004 yılında yüksek lisansıma, 2007’de de doktorama, 2013’de doktora tezim bitti. Fotoğraf ana bilim dalında olduğum için ağırlıklı olarak fotoğraf dersleri veriyorum ama onun dışında bölümdeki Mitoloji gibi diğer bizim kültürel, sanatsal ihtiyacımız olan özellikle film çalışmalarında gerekli dersleri de veriyorum.

ilk41

Bölümünüzde verilen eğitim ve sektör hakkında bilgi verebilir misiniz?

   Bizim ismimiz üzerinden zaten çok net olarak şunu söyleyebilirim; biz Radyo-Televizyon ve Sinema eğitimi veriyoruz ama aynı zamanda fotoğraf eğitimi de veriyoruz. Çünkü fotoğraf diye bir ana bilim dalımız var. Aynı zamanda Kitle İletişim Bilimleri ile ilgili de eğitim veriyoruz. Bu yüzden, sizin ve diğer tüm bölümler gibi öğrencilerimiz iletişim mezunu olmuş oluyorlar aslında. Halkla İlişkiler, Gazetecilik, Radyo-Televizyon ve Sinema bölümlerinden çıkmış oluyorsunuz ama bizim yüksek lisansta da lisansta da verdiğimiz diplomaya istinaden zaten siz iletişim uzmanı olmuş oluyorsunuz. O yüzden öncelikli olarak radyo-televizyon ve sinema, fotoğraf gibi alanlarda çalışıyor öğrencilerimiz. Sonrasında da iletişimle ilgili hatta bazen birbirinizin alanlarına da girmiş oluyorsunuz. Radyo-Televizyon bitirip Halkla İlişkiler yapan, Halkla İlişkiler bitirip Gazetecilik yapan arkadaşlarınız da oluyor. Çünkü zaten bizim çok böyle organik bir bağlantımız var fakültede bölümler arası, diğer bölümlerde çok sık göremeyeceğiniz bir şey. Ayrı bölümlerden hocalar ile eskiden biz birlikte oturuyorduk, tadilat sonrası şimdi tek tek oturuyoruz, onun öncesinde bir odada Gazetecilik, Radyo-Televizyon ve Sinema, Halkla İlişkiler hocası birlikte oturabiliyordu. Radyo-Televizyon ve Sinema bölümünden bir hoca Halkla İlişkiler bölümüne ders veriyor veya gazetecilikten bir öğrencinin tez danışmanı halkla ilişkilerden olabiliyor zaten organik, böyle çok bağlantılı şekilde eğitim sürecimiz gittiği için öğrenciler aslında öncelikli olarak kendi bölümümüz sonrasında bizim bölümümüzle ilişkilendirilebilecek her şeyi yapıyorlar. Ama son zamanlarda en rağbet gören televizyon sektörünün de çok ilerlemiş olması sebebiyle Türkiye’de, çok fazla sayıda 300’e yakın ulusal kanal var yayın yapan ve RTÜK’ten bunu lisanslı bir şekilde yapan karasal olarak yayınlarını alabileceğiniz. Genelde televizyonlar da ve televizyonların yan ürünlerinde çalışıyorlar. Yan ürünlerden de kastımız şu; diziler olur, herhangi bir şekilde başka yapım şirketlerine yaptırılan yarışmalar, showlar, herhangi bir şekilde reality show programları veya son zamanlar da çok moda olan evlilik programları gibi bir sürü program başka şirketlere yaptırılabiliyor; çünkü televizyon içeriden beslenip kendi iç yapımlarıdır ya da başka yapım şirketlerine bu işleri yaptırırlar. Öğrencilerimizin çoğu bu yapım şirketlerinde dizilerin setlerinde, bu bahsettiğimiz yarışma programlarının setlerinde çalışıyor. Bir kısmı da film setlerinde çalışıyor ama film setlerinin şöyle bir sıkıntısı var; 3 ay o film setinde çalışırsınız, film biter, ücretinizi alırsınız ama 5 ay boyunca bir iş bulamazsanız yani başka bir film yoksa açıkta kalmış olursunuz. Çünkü sektörde bir süreklilik yok, bir sendikalaşma yok, herhangi bir yasa olarak iletişim sektörü çalışanlarını koruyan herhangi bir düzenleme yok o yüzden kabaca alan düzensiz olduğu için çalışma alanı da düzensiz. Sizin şansınız şu; kurumsallaşmış bir şirkete girip oradaki bir pozisyona başvurup o işi aldığınızda orada kalabilirsiniz çok uzun bir süre. Ama bir dizi aniden yayından kaldırılabilir, marka reklam anlaşmasını iptal edebilir, dolayısıyla dizi kalkabilir, reytingler düşebilir, film çekiminden vazgeçilebilir, bütçe bitebilir her neyse bizim öğrencilerimizin sektördeki işi daha riskli. Çünkü haklarının korunma ihtimali de çok düşük. Uzun süreler çalışıp sonrasında ücretlerini alamama ihtimalleri de var, ki eskiden bu şartlar çok daha sıklıkla karşılaştığımız şeylerdi, şimdi giderek son birkaç yıldır sendikalaşmaya çalıştığı için sektörümüz ve yasal haklar özellikle bilişim sektörüne yönelik telif haklarıyla ilgili yasal yaptırımların sayısı arttırıldığı, müzik alanında da bu yaptırımlar çok fazlalaştığı için kabaca öğrencilerimizin mezun olduktan sonraki iş şansları daha da kesinleşmiş ve işlerinin güvencesi daha da netleşmiş oldu tabii ama yine de tam arzuladığımız gibi değil. Kamuda ne yapabilirler; RTÜK’te çalışabilirler, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın belirli departmanlarında çalışabilirler, keza bu sizin için de geçerli. İletişim Uzmanı olduğunuz için iletişimle ilgili kamunun açtığı herhangi bir kadroda çalışabilirsiniz. Tabii ki herkesin en çok çalışmak istediği yer bizim alanımızda TRT. Ama TRT’de çalışmanın da belirli getirileri belirli götürüleri var çünkü TRT her zaman ihtiyacı olduğunda insan almıyor, bir devlet yapısı olduğu için belirli dönemler de memur istihdam ediyor ve orada yine ayrı bir sıkıntı var; önceliği iletişim fakültelerine, güzel sanatlara tanımıyor, o işi yerine getirebileceğini iddia eden herhangi birisine alıyor. Buradan yana da biraz sıkıntımız var, bunların da önümüzdeki dönem de aşılmasını umut ederiz ama zamanla büyük olasılıkla olacak. Burada ne yapabilir; okulda bizim öğrencilerimiz; yüksek lisans ve doktora yapıp akademik bir kariyer düşünebilirler ya da sadece yüksek lisans yapıp işlerine başka bir şekilde devam etmeyi düşünebilirler. Özellikle son zamanlar da sosyal medyanın ilerlemesiyle yani yeni medyanın ilerlemesiyle ya da bilgi iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte öğrencilerimizin kendi kendine başka alanlara kayma ihtimalleri de doğmuş oldu. Fotoğrafçılık bu alanda onlar için çok büyük olanaklar sağladı, çünkü; Instagram, Twitter, Facebook, Swarm vb. birçok alan fotoğraflarını pazarlanmak için onlara aracılık etti bir nevi onların ajansı haline gelmiş oldu, tüm lansmanlarını oradan yapabildiler. Dolayısıyla fotoğrafçılık sektöründe de öğrencilerimiz çalışıyor, düğün fotoğrafından doğum fotoğrafına kadar birçok yerde çalışabiliyorlar. Kaldı ki bu tarz yerlerin halkla ilişkiler ajansları veya reklam ajansları tarafından yönetildiği platformlarda da çalışabiliyorlar. Yani sözleşmeli olarak çalışıyorlar bazen, bazen freelance çalışıyorlar ama oradaki tüm grafik ihtiyacını veya imaj ihtiyacını da karşılayabiliyorlar. Tabii ki radyolarda çalışmak isteyen öğrencilerimiz de var ama işin ilginci bizim öğrenci potansiyelimiz bu fakülte özelinde konuşursak eğer %95’i radyoyla pek bağlantısı olmayan öğrenciler, %5’inin radyoyla bağlantısı var ve buradan gidip radyoculuğa devam edecek de çok az öğrenci var. Genelde herkes önce televizyon sonra sinema diye düşünüyor, hiç olmadı fotoğraf düşünüyor ama radyoyla çok bağlantıları yok öğrencilerimizin. Burada kalırlarsa da bizim yüksek lisans ve doktora programlarımız var, belirli şartları yerine getirdikten sonra zaten başvururlar, sınavı geçerlerse ve kontenjan dahilinde bir sıralamaya girerlerse yüksek lisans ve doktora yapabilirler, tezlerini yazabilirler, akademik herhangi bir kadro planları varsa da onun bazı şartları ve sınav usulleri var, onları yerine getirirler. Oluyorsa burada, ki batıdaki üniversiteler de norm kadro uygulaması var yani birinin bir yerde işe başlayabilmesi için başka birinin o kadroyu boşaltmış olması lazım. Bunun da çeşitli yolları var; emekli olmak, ölmek, istifa etmek, başka bir unvana yükselmek gibi hani sıkıntılı biraz ama doğudaki yani daha doğrusu yeni açılan Ankara ve sonrasında üniversitesi olmayan illerde açılan üniversitelerde iletişim fakülteleri çoğunda var. Oradaki kadrolarda ilerlemek daha kolay olduğu için çünkü insana ihtiyaçları olduğundan genelde bizim öğrencilerimiz de diğer üniversitelerin kadrolarını tercih edip buraya tekrar asistan olarak geliyorlar, doktorayı bitirip yüksek lisans eğitimlerini tamamlamak için. Çünkü YÖK’ün izin verdiği böyle bir şey var, kadron burada olabilir ama git orada tezini bitir diye böyle şeyler de yapabilirler.

Halkla İlişkiler ile Radyo-Televizyon ve Sinema birleşimini nasıl görüyorsunuz?

   Aslında birleşmemizin en kolay yöntemlerinden birisi eskiden daha kuramsal olan yerdi. Mesela bir dizinin pazarlanması, bir sinema filminin dağıtım kanallarına nasıl erişeceği, ne tür kanallardan gitmesi gerektiği ya da hedef kitlenin tespiti gibi. Ama şimdi işimiz görsel işitsel bağlantıya dönüştü çünkü az önce yine söylediğim gibi yeni iletişim teknolojileri ve yeni medya aracılığı ile zaten halkla ilişkilerin de alanı yavaş yavaş bize doğru kaymaya başladı. Çünkü eskiden reklam kampanyaları, afiş çalışmaları işte projeler üzerinden gitme, herhangi bir şekilde önceden hazırlık yapıp halkla ilişkiler etkinlikleri gerçekleştirme, ki bunlar genelde hani elle tutulur gözle görülür etkinliklerdi, açılış yapmak lansman düzenlemek vb. gibi ama şimdi bunların çoğunu dijital ortamda yapabiliyorlar. Bu dijital ortamda yapma sürecinde bizim grafik bilgimize ihtiyacınız var, tabii ki siz de grafik bilgisine sahipsiniz ama bizim öğrencilerimiz o görsel materyaller ile nasıl çalışması gerektiğini, bir fotoğrafın nereden çekilirse doğru olacağını, açıların ne tür anlamlar ifade edeceğini biliyor veya işte bazı renklerin ne anlamlar çağrıştırabileceğini, tasarım anlamında kullanmak istediğiniz nesne, obje veya hizmet neyse onun nasıl konumlandırılması gerektiğini biliyor. Dolayısı ile artık halkla ilişkiler ajansı veya reklam ajansları doğrudan bu işleri yapacak bizim gibi eğitim veren bölümlerden mezun insanlara yöneliyor. Çünkü önce derdini anlatabilecek, bunu anlatmışken de çok hızlı bir şekilde görsel olarak yapması lazım çünkü çok hızlı tüketiliyor ürettiği şeyler ve bunları dijital platformlara aktarması lazım. Bu tarz bilgilere sahip insanlara ihtiyaç var bu bizim birinci bağlantımız, ikincisi; bizim size ihtiyacımız var, yaptığımız şeyi tanıtmak ve gösterebilmek, bunun görünürlüğünü arttırmak veya o hizmeti orada tutundurabilmek için. Dolayısı ile yaptığımız şeyin sunumunu sizin gerçekleştirmeniz bizim için daha faydalı çünkü bu da bizim bildiğimiz bir alan değil. Evet, biraz bilgisine sahibiz ama benim yapacağım herhangi bir tanıtım projesi ile sizinki çok daha farklı olacaktır veya sizin markanız için çekeceğiniz reklam fotoğrafı ile bizim öğrencimizin çekeceği fotoğraf farklı olacaktır. O yüzden aslında az önce de söylediğim gibi kol kola iç içe girift bir ilişkimiz var ve bu ilişki birbirini beslemek üzerine kurulu ve bugüne kadar da hep böyle gitti zaten bir şekilde. Sektörde çalışma şansınız olursa aslında bunun orada çok daha iç içe olduğunu göreceksiniz fotoğrafından filmine kadar birçok aşamada. Şöyle düşünün; siz bir reklam filmi tasarladınız firmanız için, bunu çekmesi için kameramana ihtiyacınız var -bizden almalısınız- bunu senaryolaştırması için birine ihtiyacınız var -bizden almalısınız- bunun birisi kurgusunu yapması lazım yine bizden almalısınız. Ama bunun içinde ne olacağına ne anlatması gerektiğine, içeriğinin ne olacağına siz karar vereceksiniz, aslında kabaca bir takım çalışmasına ihtiyacımız var ve bunu şu anki şartlarımızda zaten yerine getirebiliyoruz.

Fakültemiz hakkında düşünceleriniz nelerdir ve öğrencilere ne söylemek istersiniz?

   Burası benim fakültem. Ben 16 yıldır buradayım, bunun 10 yılı öğretim elemanı olarak 6 yılı da öğrenci olarak geçti, 4 yılı lisans da, 2 yılı da yüksek lisans da. Burası artık benim evim gibi. Bazen okula gelirken öğrenci olarak geldiğim günleri hatırlıyorum. Öğrenci olarak fakülteyi nasıl görüyordum şimdi nasıl görüyorum diye düşünüyorum. Benim öğrenci olduğum dönemle şimdiki dönem arasında çok büyük bir mesafe var. Şöyle ki; teknik gereğinden fazla gelişti ve o zamanlar bizim teknik alt yapımız çok daha bugünkü araç parkurumuza göre geri de kalmış durumdaydı. Çünkü zaten tekniğe ulaşmamız zordu devlet okulu olduğumuz için bir de sürekli kendi kendine gelişen bir alan, onu yakalamamız da zordu. Ama şimdi şanslıyız, bütçemiz daha iyi, teknik alt yapımız çok daha gelişmiş durumda. Bizim öğrenciliğimiz zamanında şuan benim şu olduğum odam bile bir sınıftı, biz iki kata sıkışmış bir fakülteydik, yan tarafta amfilerimiz vardı ve aynı odada 3-4 kişi oturuyorduk. Dolayısı ile hem fiziki olarak hem de o fiziki yerden kaynaklanan motivasyon ve belki de öğrencilerin de üzerinde o an üst üste binmiş o sınıf yükü vardı. Ama şimdi yeni bir binamız var, siz yeni binayı gören nesillerdensiniz. Yeni binamızdaki teknik alt yapımız çok daha gelişmiş durumda, hani öncelikle kendi bölümümden bahsedersem. Görece size göre çok daha teknik alt yapıya ihtiyacımız var. Bazen sadece sınıfta durmamız dersin aksamasına yol açıyor, mutlaka uygulama alanlarına gitmemiz gerekiyor, bu fiziki şartlar kısmı. Öğretim elemanı kadrosu olarak da zaten Türkiye’nin biz ilk iletişim fakültesiyiz. Aslında biz ilk basın yayın yüksek okuluyuz. 1968’den beri eğitim veriyoruz. Karataş Gazetecilik Okulu olarak başladığımız bir geçmişimiz var ve kaldı ki Ege Üniversitesi gibi bir kurumdayız. Türkiye’nin ilk 5 devlet üniversitesinden biri. Dolayısı ile bizim köklü bir geçmişimiz var. Hem üniversite olarak hem de fakülte olarak. Dolayısı ile deneyimimiz var. Kurumsallaşmamız var, kendi içimizden yetiştirdiğimiz profesörlerimiz var. Yani artık biz oturmuş, ne yaptığını bilen, bir ekolü gerçekleştirmeye çalışan bir fakülteyiz. 3 yıl önce açılmadık. Dolayısıyla bizim öğrencimiz buraya geldiğinde hangi dersi ne sebeple aldığını, hangi hocanın hangi eğilimlere sahip olduğunu, dersinden, önceki kuşaklardan dinleyebilir. Yani buradaki öğrencinin entegrasyon süreci daha kısa olabilir. Kaldı ki bizim birçok erasmus bağlantımız var, öğrencilerimizin çoğuna okulun imkanlarından yararlanarak yurt dışında eğitim olanakları sunuyoruz. Aynı zamanda interdisiplineriz. Farklı fakülteden gelen hocalarımız var, dolayısı ile sadece iletişimcilerin olmadığı bir fakülte. Kampüsün merkezi konumundayız. Bu da öğrencilerin her zaman hoşuna giden bir şey olmuştur. Ayrıca sektörde bizden mezun çok başarılı kişiler mevcut; Mustafa Balbay, Saba Tümer, Çağan Irmak, Ali Bilgin vb. Burada olmak benim için bir ayrıcalık, umarım diğer öğrenciler de bu ayrıcalığı tatmak isterler.

Yrd. Doç. Dr. İlknur GÜRSES’e Teşekkür Ederiz.

Yazarlar:

Meryem KÜÇÜKOĞUL

Gizem KOCAAĞA

Nesibe ERİM

Reklamlar